Döngü

Çok ilginç insanın yaşayacaklarını ve öyle ya da böyle
tanıyacağı kişileri önceden kendi elleriyle yazması! Birer birer, detaylarıyla
hem de. Ve biliyor musunuz bu gerçekten korkutucu!

   Hiçbir yerde paylaşmadığım yüzlerce yazım var, toplasam 3
kalın kitap edecek de elim değmiyor, hem yeniden yazımlar gerek, edit vs. Uzun
iş yani. Biraz daha törpüleneyim de.
  Neyse işte, o yazılardan birini tesadüfen (aslında tevafuk)
açıp okudum bugün. “Kalpteki siyah nokta”yı anlatmışım. Günah
işlendiğinde kalpte beliren bu nokta, kalbin kara bağlaması diye de tabir edilir.
Bu noktaya verilen ismi zamanında, ki sene 2011, üniversitede Fatih Hocam
söylemişti ve bu bir kadın ismiydi. Yani yazdığım şeye bir ipucu daha
gönderildi. Tuhaflığı ve döngüsü burada, bu günah noktasını ben 2014’te
tanıdım. O beni tanımaz ama ben onu ciğerinden fikrine değin tanıdım ve bitirdim.
Velhâsıl-ı kelâm yazdığım karşıma çıktı. Beni daha da şaşırtan şeyse bir böcek
türüne aşkımın 2011 senesinde başlaması. O böcek çeşidinin tamamlayıcısı
isimdir zaten benim bu günah noktasını tanıma sebebim. Yine ilginçtir ki bu böcekçik benim eskiiiiii sevgilimle tek sayı farkla aynı rumuzu kullanıyor nette. Böyle işte toplu görünümle bakınca “noluyo lan” diyor insan, teker teker bakınca  “amaaan olabilir” deyip geçtiklerine.
  Bunun öncesi de var, şimdi olanı da, ileride farkına
varacaklarımda. Bir değil, iki değil, beş değil. Bunun adı nedir, bu
“malum olma” durumu bana neden verildi, ben neden yazmak zorundayım
bilmiyorum. Zamanında bir şiir yazmıştım. O şiirde anlattığım ölüm kısa süre
sonra bire bir yaşandı ve ben 2 sene yazmadım. Bunun da öncesi vardı. Korktum. Hem
de çok korktum. Araştırdım fakat çok açıklanabilen bir durum değil. Bunu benimki
kadar ve biraz daha ağır yaşayan bir kaç yazar var.
  Her biri bunun başka bir
şey olduğunu düşünüyor, kimi malum olma, kimi enerji, kimi kaderini yazmak vs.
Benim bu konuda düşünebildiğim tek şey bunun korkutucu oluşu.
  O kimseyle paylaşmadığım yazılar, hikayeler ve şiirler bu
zaman ait değiller, kutsallıkları kendime ilham kaynağı alıp oluşturduğum o
şeylerden yani kendi ellerimle ortaya çıkardıklarımdan yani kendimden, hayal
dünyamdan, anlattıklarımdan ve anlatmak zorunda olduklarımdan korkuyorum. Bana bu
şeyleri anlattıran güçten korktuğum kadar. İşte o yazılara pek elimi değirmeme
sebebim biraz da bu korku. Öyle şeyleri kullandım ki göstergeler ve metaforlar
olarak, insanlar bunları çok yanlış yorumlayabilir, kutsal kitabı değiştirmeye
çalıştığımı falan zannedebilirler. Oysa öyle değil, ben yalnızca kitapta
anlatılmayanları anlatmaya çalışıyorum. İnsanların zanları değil orada öneli
olan, yanlış anlaşılmak istemeyişim ve Yılmaz Erdoğan’ın dediğini hatırlıyorum
o an: “Mükafattır bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak!”
  Sanki o metinleri asırlar sonra birileri okusun ve sırrı
çözsünler diye yazmışım. Çünkü sır bu zamanda değil yani ben de onun ne
olduğunu bilmiyorum.
  Yazmazsam olmuyor, yazarsam da olmuyor. Hepsi
öyle bugünki tevafuk gibi basit şeyler değil. Bir çoğu ağır. Hepsini silsem
geçer mi bilmiyorum. Sildiklerimde de var mıydı böyle şeyler hatırlayamıyorum.
Aranızda bunu yaşayan varsa (bildiklerim haricinizde), bana yazın lütfen.
Reklamlar

ÇÖZÜM?

Merhaba. Bu yazı pek iç açıcı bir yazı olmayacak canlar.

Zira Eylül’le [Cansın (Mehtap Zengin] ilgili yazacağım. Onu intihar etmek
zorunda bırakan şeyi yazacağım. İnsanı.
Ötekileştirmek ve yalnızlaştırmak. Ne büyük maharettir
ama(!) Yaftalamakla başlanır ya genelde. Kişinin giyimi, saç rengi, cinsel
tercihi, anlaştığı insanlar vs bir başka kişinin konusu olur. Toplumun dayatmalarına
az da olsa uymayan kişi diğer kişilerce “biz” bütünlüğünden dışlanıp ötekileştirilir.
Bu, bana göre dünyanın düzenine hayli ters olmakla birlikte, dünyanın sonunu da
getirecek düzeyde ağır ve yıkıcı şeylerden biridir. Ötekileştirenler, günün
birinde öteki olmayı kabul ettiklerinin farkında bile değillerdir.
Ötekileştirilense yalnız kalmıştır.
Eylül de yalnız kaldı. Onun yalnız kalmasının temel sebebi
bana göre tamamen şuydu: Yaşadığımız kültürün temelinde yalnızca kültürün dikte
ettiği kurallara sadık kalanların saygı görmesi. Üstelik bu yıkıcı renksizlik taraftarlığı
günümüzde renksizlik holiganlığına dönüşüyor.
Toplumsaldan bireysele sorunsalları rengarenk bir ipin
üzerindeki düğümler olarak düşünün. Bu düğümlerin açılması için en üstteki
siyah renkli düğümün çözülmesi gerektiğini düşünün. Toplumun başındakiler bu
siyah düğümün çözülmemesi için uğraşıyor. Şimdiki başbakan, cumhurbaşkanı falan
değil mevzu. Mevzu daha derin. Bu asırlık bir dava. Diyorlar ki o “düğüm
çözülmeyecek”. Yüzyıllardır çözülmedi de. O düğüm nasıl çözülür?
Aslında tek şeyi öğrenebilsek halledebileceğiz diğer bireysel
dolayısıyla toplumsal sorunlarımızı: Saygı. Kişilere, kişilerin özel alanlarına,
fikirlerine, tercihlerine… Uzar gider bu liste. Saygı duymak zordur. Kabullenmeyi
öğrenmek gerekir, vazgeçmeyi, yenilmeyi ve daha bir çok şeyi. Lakin bunlar
öğrenildi mi yaşamak kolaylaşır. Çünkü öğrendiğiniz şeyin verdiği (örneğin)
duyguya vâkıf olursanız, o şeyin zıddına da erişmiş sayılırsınız. Yani ağır
şeydir saygı duyabilmek vesselam. Olgunluk gerekir. Her şeyden evvel kendini
bilmek, kendi iç dünyasını tanımak ve kendine saygı duymayı gerektirir.
Not: Allah (C.C.) herkese sebep-sonuç ilişkisini kurabilmesi ve yaşamını idame ettirebilmesi için akıl vermiş bayanlar ve baylar. Ötekileştirmek, iş vermemek, derdini dinlememek, yoluna taş koymak, Eylül’e de yapıldığı gibi (mesela) sex işçiliğine mahkum etmek tarzında mantık ve insanlık dışı cezalar vermek hiçkimsenin haddine değil. Yargı ve cezalandırma ancak ve ancak yaratıcıya aittir.
Saygı tabi ki Eylül’ün intiharını açıklamaz. Şu açıklar ama:
İntihar etmesi gerekenler etmedikçe, kapkara düşünceler ve duygularla dolu ve
uzayda yer kaplayan o “şey”ler ölmedikçe biz daha çoook Eylül duyarız
cehennem dünyanın serin boğazına atlayan, daha çoook Eylül oluruz yaşarken “anlatmaktan”
vazgeçip ölümün huzur veren sessizliğin seçen.
Eylül’ü çok iyi anlıyorum, tıpkı Mehmet Pişkin’i anladığım
gibi. Yaşadıklarını yaşamadım belki, belki daha ağırını yaşadım belki de çok
dertsiz biriyim. Lakin anlattıklarını dinlemem yetti. Çünkü insanım, insan
olmayan binlercesinin arasında var olmaya çalışan.
NOT: Eylül’ün haberini yayımlayan istisnasız her bir site
“Trans Birey ……….” olarak yayımlamış. Ölünce de çare olmuyor.
Ölünce de anlamıyorlar bu man kafalılar! “Kadın birey X/erkek birey Y şunu
yaptı” gibi bir kalıp yoksa trans birey diye bir şey de yoktur.
Etiketlemekten vazgeçin. İsim ve soyisim diğer insanlardan ayrılmamız için
konuluyor zaten. Ve emin olun bazen isim veya soyisimleri bile insanlara ağır
bir kimlik oluveriyor. O yüzden bu tür konularda medyanın da özellikle hassas
davranması gerektiğini düşünüyorum.

What goes around…

 

  Uzun bir aradan sonra merhaba.
  Öncelikle tüm kayıtlarımı yanlışlıkla sildiğim için özür
dilerim sizden, senden, benden ve bizden. Bu yanlışlığın gerçekleşme anı ve benim
bunu bir ay sonra anlamam çok hoştu gerçekten. :/ Kötü mü oldu? Pek de kötü
olmadı açıkçası, yeni yıla temiz blogla girmiş oldum farkında olmadan. 🙂
  Her neyse, şimdi bunlar değil konumuz. Konumuz ciddi. Yazmakta
geç kaldım lakin geçerli sebeplerim vardı. Ama bilirsiniz böyle ciddi bir mevzu
benden kaçmaz.
  Birazcık geçmişe dönelim şimdi. 14 yaşındaki X, ne idüğü
belirsiz Y ile cinsellik yaşıyor, ve Y denen şerefsiz bunu internete yayıyor.
Bütün Türkiye de, ki en acısı ve mide bulandırıcı yeri bu kısmıdır, işi gücü
yokmuş gibi oturup videoyu izliyor ve sosyal medyadan kıza ve ailesine küfürler
yağdırıyor.
  Eskilerin bir sözü vardır, efendim. Derler ki “Bu dünya
etme, bulma dünyasıdır.” Şimdilik 20 yaşında birine “sizin de
çocuklarınız olacak” cümlesi çok “bayıcı” gelebilir lakin işin
aslı öyle değildir. Şu dünyada insan neyi kınarsa kendi başına da geldiğini
gözleriyle görüyor. Bu kısmını o yaşlardaki genç kardeşlerimize küpe etmiş
olayım ve onlara son birkaç anahtar kelime vereyim bundan sonraki hayatlarını
kolaylaştıracak; empati kurmak, çift taraflı düşünmek (olayın içindeki kişilerden
yalnızca birinin değil diğer kişinin de bakış açısıyla yaklaşmak), sınırı
bilmek (yargılama boyutu bizim işimiz olsaydı cennet ve cehennem olmazdı İslam
inancına göre bakarsak.) Tanrıcılık oynamamak gerek.
  Değişiktir; “Ne alaka yaa, hayatta benim başıma gelmez,
zaten bizim gibi insanların başına gelen şeyler değil bunlar,” dersiniz.
Seneler geçer. Çok da hızlı geçer. Bir bakarsınız, başıma gelmez dediğiniz ne
varsa teker teker her biri başınıza gelmiş hatta bir de katmerlenmiş. O yüzden
büyük konuşmayıp hiç kimseyi yargılamamak, hatta insanlar hakkında iyi bile
olsa yorum yapmamak lazım, özellikle bu tip konularda.
************************************************************************************
   Burası namus, haysiyet, şeref yoksunlarına;
 Gelelim işin diğer boyutundaki en ağır, en mide bulandırıcı
kısmına. Pedofili ve tecavüz. Kızın yaşı 14. TC kanunlarına göre 18 yaşını
doldurmamış kişiler henüz çocuktur. Yani olayın muhatabı 14 yaşında bir çocuk. Tekrarlıyorum:
14 YAŞINDA BİR ÇOCUK. Cinsel ilişkiye ister gönül rızasıyla girsin ister
zorlansın bu bir tecavüzdür. Çünkü olayın muhatabı taraflardan biri ÇOCUKtur. Hepiniz
14 yaşında oldunuz. Muhtemelen bir çoğunuz TR’de cinsel eğitim 0 olduğundan kim
bilir neler neler yaptınız ne haltlar yediniz. Siz saklayabildiniz, fakat sizin
gibi namus, şeref ve haysiyet yoksunlarından feyz alan bir Y bunu “saklamadı”.
Sizin gibi olmak yetmedi ona. Daha da köpüklü şerefsiz olmak istedi. Tabi anlayamayız.
Unutmayın bayanlar, baylar; büyük yargıç davayı günün birinde muhtemelen
tersine çevirecek. Öyle büyük yenileceksiniz ki toprağınız bile sizi kabul
etmeyecek.
  Ece Temelkuran’ın hayran olduğum ve anlaşıldığından hiç emin
olmadığım bir sözü vardır: “O kız ve oğlan çocukları da bir Türkiye tarihi
yazar… Okuyamazsınız!” Bu sözün içindeki anlamı, hiçbir dinin kitabında
bahsedilmeyen o dayanılmaz, akıl almaz felaketi, yıkıcı dehşeti sizi temin
ederim bilmek istemezsiniz. Çünkü pedofiliye maruz kalan o kız ve erkek
çocukları bu konuda bilgilendirilmezse ve eğitilmezse yani içlerindeki duygu
karmaşası dizginlenmezse!!! İşte o vakit eyvah ki ne eyvah! Tarih öyle bir
tekerrür eder ki, Ece’nin dediğine çıkar yolunuz: OKUYAMAZSINIZ!
************************************************************************************
…comes around. I just want u 2 think about it.