Erkekler, Adamlar ve Kadınlar

 

Ahmet Altan, Kristal
Denizaltı
kitabındaki Bir Hayatta Bir
Hayata Geçmek
başlıklı yazısında hayatı Babil’in
Asma Bahçeleri
‘ne benzetir, erkekleri de cenneti ve cehennemi dolaşan Dante’ye.
Erkekleri hayatın katları arasında yalnızca kadınların dolaştırabileceğinden
bahseder.

Lakin bence eksik bir tanımlamadır bu. Denir ya, erkekle adam arasında fark
var, gerçekten öyle.

Varlıklarını önce Allah’a sonra biz kadınlara borçlu olan ve
bu borcu asla ödeyemeyecek erkekler…  Onların bazıları öyle sapkın ki zalim olma
hali öyle kanlarına işlemiş ki kim olursa olsun, ne yaparsa yapsın birinin
ölümü hak edebileceğini öyle bilinçaltlarına işlemişler ki artık
durdurulamazlar.
Yarın 19 Mayıs Geçlik ve Spor Bayramı! Geçen gece 19 yaşında
gencecik bir kadın Fatih’te sokağın orta yerinde başından kurşunlandı! Durumu ağır.
Nedir bu erkeklerin biz kadınlarla paylaşamadıkları
bilmiyorum. Ne istiyorlar bizden? Para mı? Onlar da kazanabilir, hem de bizden
daha fazlasını. Namus mu? Kendilerinde olmayan şeyi bizden neden beklerler ki? Aidiyet
mi? Ait olmak zorunda mıyız ki? Sadakat yeterli değil mi? Çiçek mi? Tüm dallarımızı
kopardıktan sonra geriye kalan çiçeğimiz solmaya mahkum değil mi? Nasıl böyle
oldu bunlar? Nedir bu erkeklerin kadınları yok etme akımının kaynağı?
Bunca vahşetin sebebi görünsün, görünmesin,  para, vajina ve memeler! Muhteşem üçlü. Kadının
tecavüze, tacize ve cinayete kurban edilmesi için yeterli!
Çantamızı çalarlar; İçinde az bir şey para, varsa kredi
kartı falan ama bizim için en değerlileri evimizin anahtarı, bıcır bıcır
konuşan dudaklarımızın ruju, sevdiğimizin fotoğrafı, allığımız, farımız,
rimelimiz, aman çorabım kaçarsa diye eksik etmediğimiz parlatıcı ojemiz,
kimliğimizle giden adımız, her şeye rağmen gururla taşıdığımız soyadımız,
annemizin aman çıkarmayasın diye verdiği cevşenimiz, anne duamız da onlarla
birlikte çalınır.
Taciz ederler; O bir-iki hafta boyunca her yalnız kaldığınızda,
her erkek gördüğünüzde, her aynaya baktığınızda, her ruj sürüşünüzde, her duş
alışınızda tiksinme duygusu yaşar ve ağlarsınız. Hele gece yatağa girince
içinizi çeke çeke, içinize içinize ağlarsınız. Sinirden.
Tecavüz ederler; En diptesinizdir artık, hayatın ölüme
gülümsediği, hiçbir erkeğin yaklaşmak bir yana dursun bakmaya bile cesaret
edemeyeceği, yalnızca kadınların bildiği o en dibin gök yüzündeki dağın uçurumunun
ucundasınızdır ve aşağıyı seyredersiniz. Bundan daha derini yoktur diye ya atlarsınız
aşağı ya da tekrar tekrar atlamak için devam edersiniz yaşamaya. Her halükarda
atlarsınız o uçurumdan. Başlarda her banyoda teninizi kazır gibi sürersiniz
lifi vücudunuza ağlaya ağlaya, ne ruj, ne oje, ne parfüm, ne de bir toka
göremezsiniz vücudunuzda. Ölüler süslenmez çünkü! Sonra, ama çok çok çok sonra,
saçlarınızın soluk rengi dikkatinizi çekmeye başlar, mor göz altlarınız
gizlenmek ister, vücudunuz renge ihtiyaç duyar, kış geçmiştir son baharla ilk
baharın arasındasınızdır artık.
Bilirsiniz yaşamınızın kalanı o sınırda
geçecektir. Saçınızı yeniden taramaya başlarsınız, o en pahalı ojeleri
düşünmeden çöpe atmıştınız, tüm renklerinizle birlikte ama o en ucuz marketin
en ucuz ojesi kırmızı kırmızı güler size, bu kez de onu almak için tereddüt
etmezsiniz. Yanınızdan geçen başka kadının ardından sanki size can vermek için
bıraktığı parfüm kokusuyla hatırlarsınız, sizin de bir kokunuz vardı, o günü ve
tüm korkularınızı hatırlatan. Kısa süreli flash back yaşarsınız. Başka bir koku
lazımdır artık size ve yaşamınıza. O günden uzak, güneşin ve çiçeklerin ve dahi
şekerlerin kokusu kalmalıdır geçtiğiniz yerlerden. Onu da alırsınız, bir süre o
koku her sürüldüğünde hem o gün hatırlanacak hem de yeniden gülümseyecektir
yaşam size. Yeni maskeniz için gereken malzemeler zamanla yaşamınızı doldurmaya
başlar ve tamamlanırlar. Artık eski yaşamınızdan boşanmışsınızdır ve hakkında
konuşmak istemezsiniz. Bundan sonra yalnızca dışarı çıkarken değil artık
evinizde de takmak üzere hazırlarsınız itinayla yeni maskenizi. Aklınızda ise
iki kurt hırlaşır; anne olmak istemek ama ona da zarar gelir diye korkmak savaş
açmıştır bir daha hiçbir erkeğe dokunmayı istememeğe.
Biri mutlaka kazanacaktır
ve aslında galip bellidir. Siz bir kadınsınız, neleri atlattınız, bunu mu
atlatamayacaksınız göz yaşlarınızla? Siz gerçek bir kadınsınız, gelinliğinize
geçmişi iliştiremezsiniz. Ve o gelinliği giydiğinizde dünyanın en güzel gelini
şüphesiz ki siz olacaksınız. 😉
Öldürürler; Her şeyiniz yarım kalır. Okulunuz,
arkadaşlıklarınız,aşkınız, sevginiz, maskelerinizin malzemeleri, odanızın ve
evinizin sesi, hayalleriniz, anneniz, babanız, kınanız, gelinliğiniz, müziğiniz,
kardeşiniz, çocuklarınız, sevgiliniz, kocanız, mesleğiniz, hedefleriniz… Artık
iki bahar arasında yaşayabilmeye bile gücü yeten o kadın yoktur. Allah’a ettiği
dualar yoktur. Öfkesiyle cihanı yakabilecek o muhteşem varlık yoktur. Sevgisiyle
milyonlarca dünya kurabilecek, kocasının ömrünün en güzel törpüsü, çocuğunun
hayran olduğu, anne-babasının bir tanecik prensesi, kardeşinin canı,
arkadaşlarının  “her şeye şahit”i
o kadın bir namussuzun o iğrenç ve korkunç elindeki simsiyah silahtan çıkan
lanetli kurşunla yok edilmeye çalışılmıştır. Ne büyük bir yazıktır bu ömre
edilen. Unutur tüm katiller, öldürülenler şehittir ve cennetliktir, katillerse
cehennemlik.
Bizi her türlü yolu deneyerek öldürmeye, yok etmeye, yakıp
yıkmaya çalışan erkekler hiçbir seferinde muvaffak olamadıklarından daha da
saldırganlaşır, yüzsüzleşir ve sonunda gerçek birer canavara dönüşürler. Bu aklı,
kalbi ve elleri simsiyah kanlı erkekler kadınlardan ne ister?! Karmaşık olan
kadınlar değil, erkekler.
Kadınlar yalnızca rahat bırakılmak istiyor. Kadınlık
diğer tüm sıfatlardan ve kavramlardan uzak tutulması gereken dünyalık en yüce
makamdır çünkü.
Ve biz kadınlar o lanetli erkekleri değil, adamları
dolaştırırız yaşamın bahçelerinde.
Red Sonja
Reklamlar